Kadir Doğulu'dan sürpriz itiraflar: Neslihan'a ilk görüşte çarpıldım!


Adını kısa sürede jönler ligine yazdırdı. Sevgilisi Neslihan Atagül’le 1.5 ay önce nikâh masasına oturdu. Ve yılın düğününe imza attı. Kadir Doğulu’yla yeni dizisi ‘Bana Sevmeyi Anlat’ için buluştuk. İlk kez Atagül’e olan aşkını, evliliği ve yeni projesini anlattı.


Hem siz, hem eşiniz için başarılı projeler, başroller arka arkaya gelirken nikâh masasına oturdunuz. Özellikle kadın izleyici “Hayranı olduğum erkek kimseye ait olmasın” diye düşünür. Siz imzayı atarken hayranlarımı kaybederim tereddüttü yaşamadınız mı? - Evlenmeyen jön mü kaldı Hakan? Öyle bir tereddüdüm hiç olmadı, gerçekten bir saniye bile düşünmedim.


Tabii izleyenlerin ve sevenlerin izlenirliğini devam ettirmesi önemli. Ama evliliğin bunda etkisi olacağını sanmıyorum. Bunlar eski hurafeler. Yeşilçam döneminde çalışan, tanıdığım yapımcılarda “aman evlenme bitersin” diyorlardı. Fakat öyle bir şey yaşayacağım aklımın ucundan bile geçmedi.


Düğün sonrası ilk sabah... Ne hissettiniz? - Hakkını verdiğimizi hissettim. İçime ekstra bir huzur ve mutluluk doldu. Hayatıma düzen geldi. Sonra baktım sevgiliyken Neslihan’ı ben şımartırdım, şimdi o beni şımartıyor. Evliliğin bu kadar güzel bir şey olduğunu bilseydim Neslihan’la birkaç sene önce evlenirdim.


Aşkınız ‘Fatih Harbiye’ dizisinin setinde başladı... Onur Saylak-Tuba Büyüküstün, Halit Ergenç-Bergüzar Korel... Setlerin bu başrolleri evliliğe götüren sırrı nedir? - Bunun setle alakası olduğunu sanmıyorum, birinden hoşlanıp seveceksen bunu kontrol edemez, yeri ve zamanı sen seçemezsin. Aşk senin başına geldiğinde şanslıysan seni alır götürür.


Bunun da anlarla, birbirimizin gözüne baktığımız zaman çıkan kıvılcımla ilgisi var. Karşımda Neslihan değil başka bir partner olsaydı, böyle bir şey yaşayacağımı hiç düşünmüyorum.


Sizinki ilk görüşte aşk mıydı? - Evet, resmen çarpılmaktı. Çok güzel bakıyordu ya! Çok masum. Çekti, bitirdi beni.


Ona olan aşkınızı bir cümleyle nasıl özetlersiniz? - Onun için ölürüm!


Uğruna öleceğiniz aşkınıza bir o kadar da iddialı bir evlenme teklifi etmiş olsanız gerek... - Zamanının geldiğini hissettim. Tanıdığımız, sevdiğimiz ve ikimizin de bu ana şahit olmasını isteyeceğimiz herkesi çağırdım ve evin bahçesine sakladım. Ardından Neslihan’ı eve çağırdım. Kapının girişinden itibaren evin çeşitli yerlerine onu yönlendirecek notlar yazıp bıraktım.


Mesela; salonda, şimdi mutfağa git yazan bir not vardı oradan banyoya... Evi birkaç defa dolaştı. En son notta “dışarıya gel aşkım” yazıyordu. Dışarı çıktığı anda o kalabalığın içinde ona evlenme teklif ettim.


Düğününüzün Youtube’da izlenme oranı bir milyona yaklaştı... Danslarınızla, hareketlerinizle yılın düğününü yapmak için planlanmış bir şov muydu? - Yola yılın düğünü olsun diye çıkmadık. Mottomuz eğlenmekti. Neslihan ve benim hazırlık aşamasında işlerimiz vardı. Sadece müzik ve mekân gibi temel şeylere karar verdik.


Sonrasında içimizden geldiği gibi davranalım istedik. Düğün günü de müzik ne hissettirdiyse dansımıza da o yansıdı.


Son dönem evliliklerin vazgeçilmezi, evlilik sözleşmesi... Siz de yaptınız mı? - Yapanları yadırgamam. Ama bizim aramızda öyle bir şey yok. Benim canım dahil Neslihan’ın. Bunu bir sözleşmeyle yazılı bir imza altına alabileceğimizi bir saniye bile düşünmedim.


İkiniz de oyuncusunuz... Evde sohbet konusu diziler, senaryolar ve sanat mı? - İletişimimiz çok güçlü. İnanılmaz eğleniyoruz. Televizyonun çoğunlukla yüzüne bile bakmıyor birbirimizle ilgileniyoruz. Kitap, sinema konusunda ilgi alanlarımız başka ama hayatı farklı açılardan izleyip ortada buluşuyoruz.


Şu sıralar taze çiftler olarak evde daha sık vakit geçiriyoruz. O bana yemekler yapıyor ve beni şımartıyor.


Neslihan Hanım’a gelen senaryolara, öpüşme ve sevişme sahnelerine bundan sonra karışır mısınız? - Kıskançlık kişinin kendisiyle ilgilidir. Toplumumuzdaki sıkıntı da bu; kadını kıskandım dövdüm, kıskandım öldürdüm. Ben geleceğimi onunla kurmak istiyorum, aklına fikrine yeteneğine güveniyorum. O yüzden seviyorum, o yüzden âşığım... Sonra gidip mesleğini yapma diyemem. Çok saçma.


Geçen sezon eşinizin dizideki partneri Burak Özçivit’i kıskandığınız haberleri neydi o halde? - Magazin abartması. Oysa o dizinin setine o kadar çok gidiyorum ki... İşin bu kısmını kimse görmüyor. Burak’la üç sene birlikte dizi çektik. Tabii eskisi gibi sık görüşmüyoruz ama bir sıkıntımız da yok.


Yeni dizinizin adı “Bana Sevmeyi Anlat”... Siz sevmeyi nasıl anlatırsınız? - Önce bakışlarım, sonra hareketlerimle. Aslında sevgiyi anlatmak pek mümkün değil. Belki beden diline döktüğün zaman daha anlaşılır olabiliyor.


Gastronomi öğrencisisiniz... Dizide bir şefi canlandırıyorsunuz. Aldığınız eğitim, karakteri çıkartmanıza katkı sağladı mı? - Mutfağın tekniklerini ya da bıçak kullanmayı bilmek avantaj ama biz dizide şefliğin derinliklerini göstermiyoruz. Canlandırdığım karakter Alper, esprili, komik hayatı çok ciddiye almayan bir adam. Kızıyla birlikte hayata ve ailesine bağlı biri.


Ama bir gün Alper hem karısı, hem ailesinin ihanetine uğruyor. Motivasyonu ve hayat algısı değişiyor. Bir gecede kurduğu her şey yerle bir oluyor. O dönemi atlatırken Leyla (Seda Bakan) ile karşılaşıyor. Daha fazlasını da anlatmayayım.


Sizin ihanete uğrayıp dibe vurduğunuz dönemleriniz oldu mu? - Olmaz mı? İnsanların yaşam döngüsünde dibe vurduğu zamanlar oluyor. Bir işimden sonra sevdiğim insanlardan sağlam darbe yedim. Güç, enerji ve disiplinle o durumun içinden kurtuldum. Her şey geçmişte kaldı.


Yaşamı pozitif algılıyorum. Çalışmayı seviyorum. Çocuk yaşlardan itibaren çalıştım. Bunu tanınan biri söyleyince insanlar şaşırıyor ama aslında birçok kişi de küçük yaşlarda çalışıyor.


O günlere dair ilk hatırladıklarınız neler? - Mersinliyim. Beş kardeşiz; dört erkek, bir kız. Babam işçi emeklisi. Annem ev hanımı. O yıllarda sinemaya gitmek lüks. Tiyatrolar var. Levent Kırca ve Ali Poyrazoğlu Anadolu’ya gelirdi. Onları izlerken oyunculuk mesleğine hayran oldum. Ama şartlar beni başka işler yapmaya yönlendirdi.


Dokuz yaşımda aile ekonomisine katkı sağlamak için çalışmaya başladım. Neredeyse de bütün mahalle esnafıyla çalıştım. Zamanla yiyecek içecek sektörünü kendime yakın buldum. İnsanlarla iletişim kurmak hoşuma gitti. Mersin’de o işler bir yere kadar. İstanbul’a geldim. Mutfaktan başladım işe. Çevremde hep yapımcı, oyuncu ve dizi menajerleri vardı.


Bir gün basın danışmanı arkadaşım (Funda Düşgör), “bence sen ekranlarda olmalısın” dedi. Ve ‘Küçük Sırlar’la oyunculuğa başladım. İlk zamanlar zorlandım ama pes etmedim.


Çalışmak bir yana, isminizi kısa sürede Kenan İmirzalıoğlu, Kıvanç Tatlıtuğ gibi jönler ligine yazdırmanızda fiziğin etkisi yok muydu? - Sadece onun etkisi var diyemem. Sokakta ve sektörde bir sürü yakışıklı çocuk var. Bir ya da iki projede onları görüyoruz devamı gelmiyor. Tabii fiziğin oyuncuyu bir yere kadar taşıdığı kesin. Ama kalıcı olmanın tek yolu, hangi işi yaparsanız yapın sonuna kadar çalışmak.


Hayatta nelerle derdiniz var? - Tembel ve küçük şeyleri takan insanlarla. Gündemimi ufak şeylerle meşgul etmem. Monotonluğu sevmem.


Siyasetle aranız nasıl? - Apolitik değilim. İnsanlıktan, özgürlükten ve eşitlikten yanayım. Bu sosyal medyada 140 karaktere dökülerek tam olarak anlatılamıyor. Ben kendi dünyamı biliyorum.


Bu hafta gündemde Sıla vardı. Artık bir cümle yüzünden sosyal medya üzerinden ünlü döver hale gelindi... Onun söylemini ve yaşadıklarını siz nasıl yorumluyorsunuz? - Sıla’yı yakından tanıyorum. Sağlam karakterli dürüst, ülkede kadın olmak zorken layığıyla yaşayan bir kadın. Çok alçak gönüllü. Sıla’yı da bilen bilir. Bilmeyen de kendi gibi bilir.


Vatanını en çok seven, işini en iyi yapandır. Kimin kalbinin vatan diye attığı belli olmaz. Bu ayrıştırma dilinden vazgeçip çok sesliliğe özen gösterip insanlığa daha çok değer verirsek bunların hepsini aşabiliriz.


Peki bugünün Türkiye’si... - Omuz omuza mücadele etme zamanı. Ayrıştırmaya değil birliğe ihtiyaç var. Kırmızısı, siyahı, beyazı demeden bütün renklerin bir arada, bu düşman ve vatansızlarla mücadele etmesi gerekiyor. Ülkenin birliğe ihtiyacı var. Başka bir şeye ihtiyacı yok.


Sistem ve sanat arasında sizce nasıl bir ilişki var? - Bizi sanatçı adı altında topluyorlar. Sonra “bu sanatçı mı” diyorlar. Ben kendime sanatçı demiyorum. Sen de bana istediğini diyebilirsin. Tek isteğim işimi iyi yapmak. İnsan olduğumuzu unutmamaları gerek. Herkesin her görüşte bir fikri olabilir.


O fikrin sisteme uyması değil, sistemin insana uyması önemli olan. Merkezinde insan olan sisteme varım. Ayrıştıran sisteme yokum. Eşitlik ve özgürlükten yanayım.


Söyleşinin Perde Arkası: Gözüme 40 gün sürme çekildi ** Kadir Doğulu düğünden sonra yoğun bir çalışma temposuna girdi. Onu Ay Yapım’ın yeni dizisi ‘Bana Sevmeyi Anlat’ın Kanlıca’daki setinde yakalıyorum. Doğulu’yu daha yakından tanımak için şimdiye kadar canlandırdığı karakterleri kafanızdan atın. Karşımdaki inanılmaz enerjik, neşeli ve konuşkan bir adam.


** Gözlerinin altındaki sürmeler dikkatimi çekiyor. Gözümün takıldığını görünce ilginç hikâyesini anlatıyor: “Babaannem doğduktan sonra bütün kardeşlerimi yıkar, tuzlar sonra kucağına yatırır ve her birimizin gözüne 40 gün boyunca her gün sürme çekermiş. Bütün kardeşlerimin gözünde ve bende de sürme kaldı.” Sonra ekliyor: “İstersen silmeyi dene”...


** Onu uzun zamandır tanıyorum ama ilk kez bu kadar formda görüyorum. Zaten karın baklavalarını duymayan yok... Ona göre bu tamamen azim, çalışkanlık ve disiplinin eseri: “Hiperaktiviteye yakın bir enerjim var. Onu doğru yönlendirmeyi erken öğrendim. Ve hayatıma bilinçli spor girdi. Bu beslenmekle de alakalı” diyor. Alkol ve şeker kullanmıyor.


* Kendimize birer çay söylüyor, setteki karavanına geçiyoruz. İlk kez aşkını, evliliğini ve yeni dizisini anlatacak. Konu birbuçuk aylık eşi Neslihan Atagül’e gelince gözleri parlıyor... Aşkını öyle anlatıyor ki, dinlerken yüzümde tebessümle, gerçek aşklar sadece kitaplarda filmlerde kalmamış diye düşünüyorum.


** Kadir Doğulu şöhretin ona yaşattığı değişimi şöyle anlatıyor: “Eskiden daha sözünü sakınmadan konuşan bir adamdım. Ama şöhretle daha düşünerek, az konuşmaya başladım. Kabuk edindim. Herkesle aynı samimiyette sohbet etmemeyi öğrendim.”


** Kısa süre önce kaza geçiren abisi Kemal Doğulu’nun sağlık durumu iyi, yaşanan olayın detaylarına gelince: “Abim Kemal’in sağlık durumu iyi. Onun içindeki enerji bedenine sığmaz. Bazen tasarlamadan hareket eder ve başına böyle görünmez kazalar gelir. Önce ayağını kırdı ve platin taktılar. Alçısını çıkardıktan sonra da ayağına bir aparat taktılar. İşte onu merdivene taktı ve düştü. Belinde iki kırık vardı. Hâlâ çelik korseyle geziyor. Ama kaza psikolojisini üzerinden attı.


** Peki abisiyle bu olaydan önce birbirlerini sosyal medya hesaplarından sildikleri ve küs oldukları doğru mu? Kadir Doğulu “Instagram benim özel alanım. Kimseyi takip etmek zorunda değilim” diyerek anlatıyor: “Kız kardeşimi, annemi de takip etmiyorum. Çünkü özel kalsınlar istiyorum. Bu arada kardeşler kavga edebilir. Ama aynı zamanda etle tırnak gibidir ayrılmaz. Eskiden ağzı olan konuşuyordu. Şimdi klavyesi olan konuşuyor.” Kaynak: hurriyet.com.tr Röportaj: Hakan Gence